Make your own free website on Tripod.com

Interrail nedir?

Trenler

İpuçları

Vize

Maliyet

Gitmeden Önce

Ve...Bizim Interrailimiz

yunanistan

italya ve viyana 

fransa

hollanda belçika almanya 

dönüş

Avrupa Tren Yolları Haritası

Ana Sayfa

 mailleriniz için dyatar25@yahoo.com

atlas@asia.com

 

Bu site  Özlem Özhan ve Deniz Yatar  

tarafından tasarlanmıştır.

TÜM HAKLARI SAKLIDIR.

 

 

En iyi 1024x768 pikselde izlenebilir.

 

 

 

 

 

Yunanistan

İtalya ve Viyana

Fransa

Belçika,Hollanda,Almanya

Dönüş

BELÇİKA

            Louvre'da geçirdiğimiz tüm gün bizi ciddi olarak sarstı diyebiliriz. Onca sanat eserinin arasında saatlerce aç aç ayakta dolanıp durduk. Üstüne Paris'te görmediğimiz bazı yerlere yürüyüp yetmezmiş gibi birde uçak bileti aradık. İşte bu yüzden sabaha karşı vardığımız Brüksel'de yanlış garda inince bir anda neye uğradığımızı şaşırdık. Sabah sabah etrafta hiç kimse yok ve haritada nerede olduğumuzu belirleyememek bizi iyiden iyiye geriyor. Sonuçta Brüksel'de kalmaya karar veriyor ve hostel interational'e doğru ilerlemeyi başarıyoruz. Bu da hoş ve düzenli bir hostel. İyi bir karar verdik galiba. Önce çok ihtiyacımız olan duşu alıp, güzel bir sabah kahvaltısından sonra odadaki Japon gezginle birsüre laflıyoruz. Ama gezecek çok yerimiz var deyip gara geçiyoruz.  Amacımız Belçika'nın en çok ziyaret alan yerine gitmek yani Bruges... 10.30 trenine hiçbir ekstra ödemeden binip hiçbir kontrole rastlamadan 45 dakikada varıyoruz Bruges'e. Bruges küçük, sakin,yerel özellikleri ile öne çıkan yemyeşil bir kent. Güzel ve eski ara sokakları çok hoş dizayn edilmiş renkli evleri  ve güzel bir meydanı var.

Markt meydanı. Etrafta yine müzisyenler ve farklı olarak değişik bir teknikle dantel yapan kadınlar var. Birsürü tahta makara türü şeylerle yapıyorlar. Hatta bunu sokaklarda herkesin önünde yaparak kazanç da sağlıyorlar. 7 den 77 ye birçok kadın beyaz danteller içinde sürekli makaraları birbiri üzerinden atlatıp duruyor va bu arada laflamayı da ihmal etmiyorlar tabii.  Zaten Bruges'in danteli ünlü ve birde patates ve çikolatası. Buranın da içinden bir nehir geçiyor. Şimdi de 14.52 treniyle okyanusa kıyısı olan Blankenberge diye bir kasabaya gidiyoruz. Trende mayolu, deniz simitli insanlar var. Mayolarımızı alsamıydık acaba. Çok geç olmadan pek gerek olmadığını anlıyoruz. Bu denizde bir sorun var ama anlayamadık. Herkes güneşleniyor hallerinden memnun gibiler. Bizse marketten aldığımız harika aburcuburları yiyor ve denize bakıyoruz. 
Evet buranın başka pek bir özelliği olmadığını kabullenip Brüksel'e geri dönüyoruz  sanki İzmir'de semt değiştirir gibi. Brüksel'in haritası ve genel olarak bu kent bizi zorluyor. Sokak isimleri çok uzun olduğu için haritada kısaltılmış ve anlaşılır değil. Ayrıca şehir içinde de belirgin yönlendirmeler yok. Ama şehir merkezindeki Grote Markt gerçekten herşeye değiyor.Kalabalığın içinde herkes gibi yere çömelip bu harika ortamı soluyoruz birlikte. Burası dörtköşe bir alan. Çevresi çok eski binalardan ibaret. Bazılarının giriş bölümlerinde cafeler var ve tıklım tıklım. Burada epey bir vakit geçiriyoruz. Bu çevre eski Brüksel denebilecek yapılar,sokakların bulunduğu mekanlarla dolu. 

              Akşam hostele vardığımızda önce birsüre odadakilerle laflıyoruz onlara istanbul'dan bahsediyoruz. Özellikle Japon olan çok komik biri. Uzun süredir bu gezi için çalışıp para biriktiriyormuş. 4 aylık bir gezi... Ve sanırım önerilerimiz doğrultusunda İstanbul'ada gelecek. Her taraftaki çekik gözlü insanlardan bahsettik ona hatta Roma'da bir an kendimizi Tokyo'da sandığımızdan. Epey güldü. Gördüğümüz her çekik gözlünün Japon olmadığını hatta Japonların azınlıkta olduğunu, çoğunluğunun Çinli ve Malezyalı olduklarını anlatı. Ve onları nasıl birbirlerinden kolayca !!! ayırt edebildiğini. Ama biz pek tatmin olamadık doğrusu. Sonuçta sanırız Japonlar daha samimi...Hostelin bahçesinde Belçika'ya özgü yaklaşık 400 bira çeşidinden bulduğumuz bir birayla keyif yapalım diyoruz ama yağmura tutuluyoruz. Güzel bir uykunun ardından verdikleri güzel kahvaltıyı adeta silip süpürdükten sonra çantalarımızı alıp garın yolunu tutuyoruz. Şimdi sırada Hollanda var. Önce Rotterdam. Burası oldukça farklı ve sıra dışı. Amerikanvari bir kent. Eski hiçbir bina yok. Etrafta gökdelenler garip mimari yapılar ve soyut heykeller. Birbirini takip eden alışveriş merkezleri. Etkileyici kocaman köprüleride söylemeliyiz tabii. Bir alt geçitteki alışveriş merkezinde zeminden arasıra hızla fışkıran suların bulunduğu bir bölüm vardı. Sular ahenkli bir düzende fışkırıp hoş bir görünüm veriyor. Küçük bir çocuk ısrarla suyun arasına girmeye çalışınca annesi çocuğun üstünde ne var ne yok çıkarıp saldı. Çocuk müthiş bir özgüvenle henüz fışkırmayan bölüme girdi. Sular bir anda tek tek fışkırmaya başlayınca çocuk ne yöne gideceğini şaşırıp oracıkta kaldı ve serin suyun keyfini çıkardı.

              Aslında Hollanda'da görülmesi gereken belkide ilk yer 'Keukenhof' dedikleri dünyanın en büyük bahçesi diye anılan yer. Ancak şu an yaz olduğu için hiçbir özelliği yok. Burası lalelerin açtığı dönemde gezilmeli. Bu yüzden şimdi Den Haag 'a gidiyoruz. Yaklaşık iki saatlik haritadaki yürüyüş turunu katederek burayı da gezmiş oluyoruz. Burada da evlerin güzelliği bizi cezbediyor. Yine bir Amsterdam akşamında garda paris trenini bekliyoruz. Bu gerçektende oldukça ilginç oldu. Ama tamamiyle bizim dışımızda interrailin kurallarıyla şekillendi denebilir. Neticede biz çok memnunuz. Bu sefer garın yakınlarındaki bir merdivende oturup nehri seyrederken konservelerimizi yiyoruz. Ve son kez el sallıyoruz Amsterdam akşamına...

1  <<<  sonraki sayfa >>>  3

Yunanistan

İtalya ve Viyana

Fransa

Belçika,Hollanda,Almanya

Dönüş

 

  interrail nedir?     trenler     ipuçları     vize     maliyet     gitmeden önce     ve bizim interrailimiz     ana sayfa

Mesajlarınız için e-mail formumuzu doldurabilirsiniz
E-mail Formu